Kendime 5
dakika verdim. Son 5 dakika... 5 dakika sonra öleceğime kendimi inandırıp, ne
yapabileceğimi merak ettim.
Saatime
baktım, 23:53, süreyi başlattım.
Süre başlar başlamaz, anında trans haline geçer gibi son 5 dakika moduna geçerek, o haleti ruhiyeyi bürünüverdim.
Acaba ne
yapacaktım? Pek de düşünmeden, ilk aklıma gelen şey, vitir namazım oldu. Yatsı
namazımı mescitte kılmıştım, lakin çoğunlukla yaptığım gibi yine vitir namazımı
yatmadan önce eda etmek üzere, eve bırakmıştım. Dolayısıyla, salatı vitir eda
edilmek üzere boynumda borç olarak duruyordu.
Hemen
kalktım; hızla lavaboya koşup son abdestimi alarak vitir namazıma durdum. Ama
bu kılış öncekilere hiç benzemiyordu; daha bir başka kendimi vermiştim, tüm
hücrelerimle kılmaya çalışıyordum, adeta Rabbime yönelmiş; bütün gücümle kendimi
kabul ettirmeye çabalıyordum. Sureleri daha bir içten daha bir anlamlı okumaya gayret
ediyordum. Hele ki; "İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în” derken, farklı bir
ruh halindeydim, sanki.
Nihayet
namaz bitti, saatime baktım; 7 dakika olmuş. Yani, ben şu anda yaşamıyorum;
namazımı tamamlayamadan, 2 dakika önce ölmüşüm!
Evet, şu an ölüyüm!
Son beş
dakikamı eksik olan namazımı tamamlamaya tahsis ettim ve fakat onu da tamamlayamadan
son nefesimi verdim.
Kendi
kendime yaptığım bu ciddi denemede; son beş dakika için ilk aklıma gelen ve aceleyle
yapabildiğim sadece bu kadar oldu. Halbuki, Azrail Aleyhisselam geldiği zaman;
bana, bu 5 dakikalık süreyi de vermeyecek!
Bu konuda merakımı
biraz gidermiş oldum; son 5 dakikamı bilsem, ilk yapacağım şey eksik namazımı
tamamlamak olacak, demek ki!
Ya geriye
kalanlar?
O kadar
planlar ve hayaller?
Halbuki ne planlarım
vardı ne hayallerim vardı...
Yarın yapacağım
bir sürü işlerim vardı; birilerine verdiğim sözlerim, üzerime aldığım icra
edilecek sorumluluklarım vardı...
Kentsel
dönüşüm nedeniyle binamızı yıktırmıştık; daha evimizi yapacaktık, hem de özenle
bezenle yapacaktık, terası nasıl şekillendireceğimizi konuşmuştuk, uzun uzun, eşimle...
Borcum ve
alacağım yoktu, çok şükür. Ama dernekte bütün sorumluluk bendeydi; organize ve koordine
edilecek bütün faaliyetler…
Her şeyi
öylece yüzüstü bırakıp gittim; nasıl toparlayacaklar benden sonra, bilemiyorum.
Hesaplar bende, internet şifreleri bende, banka şifreleri bende vs.
Onlarca
yapılacak işim vardı, hepsi eksik kaldı...
Evet, her
şeyi olduğu gibi bırakıp gittim; o anki halim ne ise öylece gittim.
Bir taraftan
da bakıyorum manevi halime, vaziyet sersefil; bu halimle Rabbimin huzuruna
nasıl çıkacağım?
Ne demişti,
Bediüzzaman? “Biliniz ki mevcudat içinde en kıymetdar, hayattır. Ve vazifeler
içinde en kıymetdar, hayata hizmettir. Ve hidemat-ı hayatiye içinde en
kıymetdarı, hayat-ı fâniyenin hayat-ı bâkiyeye inkılab etmesi için sa'y
etmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise hayat-ı bâkiyeye çekirdek
ve mebde ve menşe olması cihetindedir. Yoksa hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve
bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek; âni bir şimşeği,
sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir.” (1)
Ee, en
kıymettar olan, hayat birden, ansızın gidiverdi, işte… En kıymettar olan hayatı
ne için değerlendirmem gerekiyordu? Sonsuz hayat için hazırlık yapmak suretiyle,
hayat- ı bakiyeye inkılab etmesi için… Yapabildim mi? Yapamadım!
Bitti!
Peygamber efendimiz (as): “Benden
sonra size dünya nimetlerinin ve zinetlerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü
kaptırmanızdan korkuyorum.” (2) Diye uyarmamış mıydı?
“Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi
vardır. Ümmetimin fitnesi (imtihan vesilesi) de maldır.” (3) Dememiş miydi?
Elbette, demişti! Kaptırdım mı kendimi? Kaptırdım.
Peki ya bizi yoktan var eden, en
kıymetli olan hayatı bahşeden ve ölümü de halk edecek olan ve hesaba çekecek
olan Rabbimiz: “Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyamet
günü tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa,
gerçekten o kurtuluşa ermiştir. İyi bilin ki, bu dünya hayatı, aldatıcı bir
faydadan başka bir şey değildir” (4)
“Dünya hayatı, bir oyun ve eğlenceden
başka bir şey değildir. Muttaki olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha
hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?” (5)
“Herhangi birinize ölüm gelip de «Ey
Rabbim, beni yakın bir müddete kadar geciktirseydin de sadaka verip dursaydım,
iyi adamlardan olsaydım» diyeceğinden evvel size rızk olarak verdiğimizden
(Allah yolunda) harcayın”. (6)
Ayeti kerimeleriyle bizi uyarmamış
mıydı? Uyarmıştı!
Öyleyse, şimdi kendi nefsime diyorum
ki; son 5 dakika gelmeden önce, son beş dakikanın mutlaka geleceğini, ama o son
beş dakikanın dahi sana haber edilmeyeceğini hiç aklından çıkartma, ey nefsim!
Allah Teala hayatın
idrakinde olanlardan olmamızı nasip etsin.
Allah Teala
yar ve yardımcımız olsun. (Âmin)
Gürcan Onat,
22.08.2025, Üsküdar.
Dipnotlar:
(1) Barla Lahikası, sayfa:66
(2) Buhârî, Zekât, 47; Müslim, Zekât,
121-123
(3) Tirmîzî, Zühd, 26
(4) Ali İmran 185
(5) En’am, 32, Ayrıca bkz: Câsiye, 36,
Hadîd, 20
(6) Münafikun:10
NOT: Bu, bir ölüm rabıtası değildir. O maksatla yazılmamıştır. Aklıma ani gelen bir fikirle beş dakika sonra öleceğimi bilsem, acaba ne yaparım düşüncesiyle, kendi kendimi test maksadıyla, kendimi değerlendirmek amacıyla yazılmıştır. Nefsim için, ciddi ve gerçekçi bir test olmuştur. Yazının kaleme alınması test anında değil, bilahare yapılmıştır. O anki duygularımı, hayırlara vesile olması niyetiyle dostlarımla paylaşmayı arzu ettim.