Oyuncu Demet Tuncer
CIA’den teklif aldığını açıkladı. Detaylar, aşağıda linkini verdiğim haberde
mevcuttur.
Bu haberi okuyunca
kafamda bir şimşek çaktı; birden, A.B.D. İstanbul Başkonsolosluğundan bana gelen
bir görüşme teklifini hatırladım.
Yoksa ben de mi bir
teklif ile karşı karşıya gelecektim?
Yıl: 2017
Elektronik postama
bir ileti gelmiş, o sırada Ankara’da mülakatlarda görevli olduğum için biraz
geç fark etmiştim. İletiyi silmemişim, hala duruyormuş, olduğu gibi aşağıya
alıntılıyorum:
"Sayın Onat,
Sizi bir randevu talebi için rahatsız
ediyorum. Ben A.B.D. İstanbul Başkonsolosluğu Politika ve Ekonomi Bölümü’nde
görevli bir diplomatım. Eğer uygun görürseniz, hem ASDER olarak çalışmalarınız
hakkında bilgi almak, hem de bölgedeki son gelişmeler üzerine
değerlendirmelerinizi almak için sizden bir randevu rica ediyorum. Müsait
olacağınız bir gün ve saat için bir randevu verebilirseniz çok sevinirim.
Saygılarımla,
Nathan Miller
Political Section
Consulate General of the United States of
America
İstınye Mahallesi
Üç Şehitler Sokak No:2
Sarıyer 34460, İstanbul"
Doğrusu, okuyunca
çok şaşırmıştım. Bir mana da verememiştim. Bu görüşme isteği neden icap etmişti
ve neden ben seçilmiştim?
O zamanlar üzerinde
pek fazla durmamıştım. ASDER Yönetim Kurulundaydım. MAZLUMDER'de uzun süre
genel koordinatör olarak çalışmıştım. TkMM toplantılarına katılıyordum. Yani, oldukça
yoğun STK faaliyetleri içerisindeydim; her inanç ve düşüncede kişi ve gruplarla
bir araya gelebiliyor ve TV programlarına da çıkıyordum. Faal bir insan hakları
aktivisti olarak, benim seçilmiş olmamın kabul edilebilir bir izahı ve mantığı
vardı.
Randevu talebine cevap
vermeden önce ASDER Yönetim kurulunda istişare ettik. Mahiyet itibarıyla, ASDER
olarak çalışmalarımız hakkında bilgi almak istedikleri için, kararı kendim tek
başıma vermeyerek, teklifi yönetim kuruluna, detaylı bir şekilde müzakereye
götürdüm.
Değerlendirmelerimizin
neticesinde, geç de olsa şu şekilde bir cevap yazdım:
"Sayın
Miller,
Öncelikle ifade etmem
gerekir ki e-mailinizi çok geç gördüm. Uzun süredir iş nedeniyle Ankara'da
bulunuyordum. Bayram tatili nedeniyle İstanbul'a geldim. Tatili müteakip tekrar
Ankara'ya döneceğim. 04 Ağustosa kadar Ankara'da olacağım.
Sizinle görüşmek bana
da keyif verecektir. Büyük bir memnuniyetle kabul ederim.
Ancak ya döndükten
sonra gerçekleştirebiliriz, ya da eğer mutlaka benimle görüşmek gerekmiyor ise
ASDER'den benden daha ehil arkadaşlarımın ismini verebilirim onlarla
görüşebilirsiniz, nasıl takdir ederseniz.
Ankara'da Sıhhiye
Subay Orduevinde kalıyorum.
Saygılarımla, Gürcan
ONAT."
Cevabıma dönüş şu şekilde oldu:
"Automatic reply:
Görüşme Talebi (Otomatik cevap: Görüşme Talebi):
Thanks for your email.
I will be out of the office until 03 July 2017. I will respond to your message
upon my return."
Tercümesi: (
E-postanız için teşekkürler. 03 Temmuz 2017'ye kadar ofiste olmayacağım.
Döndüğümde mesajınıza cevap vereceğim.)
Tabii sonra bir daha yazışma olmadı. Böylece bir hikâye
başlamadan bitmiş oldu.
Oyuncu Demet Tuncer’e teklif doğrudan, oldukça açık ve net
bir şekilde gelmiş; Amerika'da üniversitede siyasal bilgiler okurken, uluslararası
güvenlik derslerine giren ve CIA’de analist olarak çalışan Profesör: “Demet,
ajans için çalışmak ister misin?" demiş. Hatta kendisi önce teklifi yanlış
algılıyor; modellik ajansı olarak düşünüyor, şaşkınlıkla 'Benim ajansla ne işim
olabilir ki? Ne boyum uzun, ne yapım mankenlere uygun' diyor. Hocası izah
ediyor; Merkez İstihbarat Ajansı'nın CIA
olduğunu anlatıyor. Kendi ifadesi ile önce çok heyecanlanıyor, ancak düşününce
anlamlandıramıyor; ertesi gün hocasını tekrar buluyor ve merakla soruyor:
-"Prof. Dr.
Lupsha, peki bana ne yaptırırlar, neden beni istesinler? Verdiği cevap, 20
yaşındaki aklıma daha da karmaşık ve anlamsız geldi: 'Seni ülkende üst düzey
bir bürokrat ya da diplomat yaparlar ve zamanı geldiğinde senden sadece tek bir
şey isterler.' Tam saçmaladı bu adam, beni kendi ülkemde başka bir devlet nasıl
üst bürokrat veya diplomat yapabilir ki, buna nasıl gücü yetebilir ki dedim kendi
kendime. Ama takıldığım o konu değildi, bunca yatırım yapıp, senelerce bekletip
benden tek bir şey isteyecek olmaları düşüncesi midemi bulandırmaya yetti ve
cevabım düşünmeden netti. O yaşta böyle bir cümle kurduğuma hâlâ inanamıyorum;
sanırım bu sözler annemle babamın değerlerinden döküldü ağzımdan: Üzgünüm, ben
ne ailemi ne de ülkemi satarım."
Bu yazılanları okuyunca on yıl öncesine gidip, hafızamı
ciddi olarak zorlamaya ve yaşadıklarımı hatırlamaya çalıştım; her ne kadar o
zamanlar sıcağı sıcağına üzerinde durmamış ve pek önem vermemiş olsam da, sanırım
olay hiç de basit değilmiş. Zira önemli mevkideki bir dostum şunları
söylemişti: "A.B.D. Konsolosluğundaki görevliler, hatta çaycısına kadar
herkes özel eğitim almış istihbarat elemanıdır."
Oyuncu Demet Tuncer'e geldiği gibi bana da bir teklif
gelecek miydi gelmeyecek miydi, bilemem; komplo teorileri geliştirmeye gerek
yoktur. Lakin en azından benim gibi faal bir insan hakları aktivistinin
ağzından istihbarat girdisi olarak değerlendirilebilecek bilgiler, veriler toplamak
isteyecekleri hiç şüphesizdir.
Demet Tuncer röportajında kendisine böyle bir teklifin
yapılma gerekçesi olarak şu tahminini dile getirmiş: "İstihbaratın insan unsuruna olan merakımı fark etmiş olmalı ki,
benimle çalışmaya devam etti. İnsanları okumak, psikolojik kalıplarını analiz
etmek ve beden dillerini neden, nasıl, hangi amaçla kullandıklarını anlamak,
beni her zaman çok heyecanlandıran bir alandı ve bu konuda oldukça
başarılıydım."
Demet Tuncer belli ki helal süt emmiş; "ben ne ailemi
ne de ülkemi satarım" diyerek, teklifi geri çevirmiş. Ben de elbette Harp
Okulunda istihbarat ve İKK dersleri almış bir emekli subay olarak istedikleri
bilgileri vermeyecek ve bilakis mümkün olabildiği kadar bilgiler toplamaya
çalışacaktım.
Şimdi önemli soru şu ki; Demet Tuncer kabul etmedi, benimle
mülakat başlamadan bitti, fakat hepsi bu mu? Yani başka oyunculara veya
gazetecilere veya bürokratlara veya politikacılara veya insan hakları aktivistlerine
bu tür teklifler yapılmamış mıdır?
Elbette yapılmıştır!
Onlar kabul etmiş midir?
İşte burası meçhul!
Hepimizin düşünmesi gereken ve beni bu yazıyı yazmaya sevk
eden asıl saik işte budur!
Bir an dahi gaflete düşmememiz gereken bir zamanda
yaşıyoruz. İsrail'in bu kadar azgınlaştığı, pervasız arzı mev'ud çılgınlığı ile
katliamlar yaptığı, sınırlarını doludizgin genişletmeye çalıştığı ve A.B.D.
başta olmak üzere Avrupa Ülkelerinin koşulsuz tam destek vermeleri hengâmında
bir an dahi gaflete düşmek çok büyük vebal olur. Milli Savunma Sanayimizin her
geçen gün büyüme, yerli ve millileşme, özellikle dış bağımlılıktan kurtulma
çaba ve gayretleri elbette, satılmış ajanlar elleriyle veya sözleriyle yalan ve
iftira ve çarpıtmalar yapmak suretiyle her türlü suikasta maruz bırakılmaya
çalışılacaktır.
İçteki düşmanlarımızın, hainlerin ve ahmakların dıştaki
düşmanlardan çok olduğu bir ülkede yaşadığımızı asla unutmamamız gerekiyor.
Allah her daim muinimiz, yar ve yardımcımız olsun.
Gürcan Onat, 16.10.2024. 14.00, Fatih